Ertuğrul Özkök, Tunus’tan gelen son haberlerin kendisini düşündürdüğü konuları kaleme aldı. Bu uzun yazısında, Tunus Müslüman Kardeşler Hareketi’nin eski lideri Raşid el-Gannuşi’nin müebbet hapis cezası almasıyla ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşıyor. 5 Haziran 2026 tarihinde kaleme aldığı yazıda, 16 yıl önceki Arap Baharı dönemine geri dönüyor.
Tam 16 yıl önce, 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta Arap Baharı patlak vermiş ve uzun yıllar ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali iktidarını kaybederek Tunus’tan kaçmıştı. Bu dönemde, İslamcı-demokrat bir figür olan Raşid el-Gannuşi öne çıkıyor. Uzun süre otoriter yönetimlere karşı muhalefet eden Gannuşi, 2011 yılında ülkede başlayan değişim rüzgârlarıyla yeniden siyasete dönerek önemli görevlerde bulunmuş, Ennahda Hareketi’nin liderliğini üstlenmişti.
Gannuşi, Arap Baharı’nın en önemli simgelerinden biri haline gelirken, Ennahda Hareketi başlangıçta Müslüman Kardeşler’e yakın bir çizgideyken, zamanla kendisini “muhafazakâr demokrat” bir parti olarak tanımlamaya başlamıştı. Bu dönüşüm, partinin Arap Baharı sonrası yapılan seçimlerde güçlü bir siyasi aktör olmasını sağladı. Ancak günümüzde Tunus’taki durum oldukça farklı.
Tunus’ta şu anda bir “tek adam rejimi” hüküm sürmekte ve Gannuşi, bu rejim tarafından hapse mahkûm edilmiştir. Cumhurbaşkanı, Gannuşi hakkındaki kararların tamamen “bağımsız yargı” tarafından alındığını belirtse de, bu bağımsızlığın sorgulanabilir olduğu gözler önündedir.
Gannuşi, son iki yılda dört ayrı davadan hapis cezası alarak 2024 yılında “Yasadışı yabancı finansman”, 2025 yılında “Devlet güvenliğine karşı komplo”, bir başka davada “medya manipülasyonu ve kara para aklama” suçlamasıyla 22 yıl hapis cezası ve nihayetinde “gizli yapılanma” iddiasıyla müebbet hapis cezası aldı. Bu bir dizi ceza, Müslüman ülkelerin yargı sistemlerinin benzer olduğunu ve baskıcı rejimlerdeki yargının bağımsızlığının sorgulanabilir olduğunu gösteriyor.
Tunus’taki mevcut yönetim, bu kararların bağımsız bir yargı tarafından verildiğini savunsa da, bu durum dünyanın farklı yerlerinde de benzer şekilde yaşanıyor. Özkök, Gannuşi’nin İslami hareketler içinde en ılımlı liderlerden biri olduğunu ve çok partili demokrasi anlayışını savunduğunu dile getiriyor.
Tunus’un, Türkiye’den sonra Müslüman dünyasında en umut verici ülke olduğunu savunan Özkök, tek adam rejimlerinin demokratik yapılarla bir arada yürüyemeyeceğine dair inancının giderek güçlendiğini ifade ediyor. Sonuç olarak, tek adam yönetimlerinin adalet ve yargıyı nasıl tehdit ettiğini vurgulayan Özkök, bu durumu geçmişteki deneyimleriyle birleştirerek günümüzdeki siyasi tabloyu analiz ediyor.
